Hêmin Mehabadî ve “Nalley Cudayî” Şiiri Üzerine Bir Okuma Denemesi

 

1921 yılında Mehabad’ın Laçîn köyünde dünyaya gelen Hêmin Mehabadî (Hêmin Mukriyanî ya da tam adıyla Seyîd Muhemmed Emîn Şeyxulîslam Mukrî) geçen yüzyılda Kürtçenin Soranî lehçesinde yazdığı şiirleri ile ses getiren önemli bir şâirdir. İlk şiirlerini 15 yaşında yazmaya başlayan Hêmin Mehabadî yirmili yaşlarında dönemin önemli yayın organları olan Kurdistan, Nîştiman, Hewarî Kurd, Agir, Girûgalî Mindalan ve Halale gibi gazete ve dergilerde eserlerini yayımlamıştır.

Hêmin Mehabadî, dönemin güçlü şâiri Hêjar Mukriyanî ile medrese arkadaşı olup, Mehabad Kürt Cuhmuriyeti’nin kurucusu/cumhurbaşkanı Qazî Mehemed gibi önemli isimler tarafından dikkatle takip edilmiştir. Mehabad Kürt Cumhuriyeti’nin kurulmasında önemli katkıları olan Hêmin Mehabadî, dostu Hejar Mukriyanî ile bu devletin idaresinde de görev alır. Şâir, bu dönemde özellikle “vatan şiirleri” yazdığı için “vatan şâiri” olarak da tanınır ve ünü kısa zamanda yayılır.

Hêmin Mehabadî, 1945 yılında, Kürt yazar ve şâirleri tarafından kurulan ve Şah aleyhine gizli faaliyetlerde de bulunan Weşanxaneya Niştiman (Niştiman Yayınevi)’nin üyeleri arasına katılır. Bu dönemde şiirleri yasaklanan Hêmin Mehabadî 1969 yılında ülkeyi terk etmek zorunda kalır. 1979 yılında tekrar Doğu Kürdistan’a dönen şâir Urmiye’de Selahaddîn Eyyubî Yayınevi’ni kurup, Sirwe isimli Kürtçe edebiyat dergisini çıkaran ekibin içinde yer alır.

Kürtçe dışında Azerîce eserler de vermiş olan şâirin Farsça şiir yazmamış olması dikkat çekicidir. Azerîler tarafından da iyi tanınıp sevilen bir şâir olan Mehabadî 18 Nisan 1986 yılında Urmiye’de vefat etmiştir (Temo: 1382).

Şâirin ilk iki eseri Tarîk û Ronî ve Naley Cudayî Bağdat’ta 1974 ve 1979 yıllarında, diğer eserleri Paşerokî Mamosta Hêmin, Şêx Ferx û Xatûn Estê ve Lal û Xezal da 1983-85 yılları arasında Mehabad’ta yayımlamıştır. Sirwe gibi dergilerde yayımlanmış ama kitaplarına girmemiş şiirleri de ölümünden sonra derlenerek toplu şiirler halinde Bargey Yaran; düzyazıları da Hewarî Xalî adıyla 2003 yılında Aras Yayınları tarafından Hewlêr’de yayımlanmıştır.

* * *

Screenshot_2014-05-17-23-54-18

Hêmin Mehabadî, ailesinden gelen güçlü bir medrese eğitiminin yanında Hêjar Mukriyanî gibi aydın-şâirlerle kurduğu dostluklar sayesinde iyi bir edebiyat ortamında yetişmiştir. Bunların yanı sıra girdiği siyasi faaliyetlerle de şâirin edebî birikimi şekillenmiştir.

Dostu Hejar Mukriyanî, Çiştî Mecyûr isimli hatıratında kendisinin Hêmin’e artık siyasî faaliyetlere bir son verip, evinde oturup sadece edebiyat ile ilgilenmesi gerektiğini tavsiye ettiğinde, Hêmin’in bunu kabul etmeyip her iki faaliyetinin atbaşı gitmesi gerektiğini vurgulaması önemlidir. Nitekim şiirlerinde klasik doğu edebiyatı birikiminin yanında toplumsal sorunlarla ilgili bakış açısını da yansıtmış olması onun şiirini güçlü kılan en önemli özelliktir. Kısaca şunu söyleyebiliriz; Hêmin Mehabadî, gelenekten yararlandığı kadar toplumsal sorunlara duyarlılığıyla geleneği yeniden üreten bir şâirdir. Bütün bunlar onun şiirini sağlam temellere dayandırarak inşa ettiğini gösterir. Bu bağlamda şâirin öne çıkan en önemli eserlerinden biri Nalley Cudayî’dir. 1974 yılında Nalley Cudayî, aynı yıl yayımlanan Tarîk û Ronî gibi bir divan olup eserde yer alan ilk şiirin de başlığıdır.

Hêmin Mehabadî, Mehmed Uzun’un Kürt Edebiyatı Antolojisi’nde kendisiyle yaptığı röportajda “Cegerxwîn’le tanıştınız mı?” sorusuna cevap olarak, toplumsal duyarlık taşımasına rağmen, Cegerxwîn gibi “güncel konuları ele al[mayıp] Kürt halkının sorunlarını konu edin[diğini]” vurgulayarak şiiri ve poetikası hakkında şunları söyler:

Cegerxwîn’in günlük gazete ya da dergilere şiir yazar gibi bir tarzı var. Fakat ben şiirlerimi, ölümsüz olsun diye yazıyorum, Mem û Zîn eseri gibi, Kürtler var olduğu sürece var olsun. Bundan dolayı ben sadece Kürtler için, emekçiler için yazdım. Şiir pazarı için şiir yazmıyorum, ben şiir olsun diye şiir yazıyorum. Eğer zorluk çekilirse şairane şiirler ortaya çıkar. Çünkü ben Kürt dilini aşağılara çekmek istemiyorum. (Uzun 155)

Bu ifadeler şâirin şiir poetikası hakkında bizlere önemli ipuçları vermektedir. Şiirin nasıl olması gerektiği hakkındaki görüşleriyle beraber şâiranelikten bahseden Hêmin Mehabadî’nin hem sanatsal hem de toplumsal kaygıları olduğunu söylemek mümkündür. Şâirin yukarıdaki röportajdaki sözlerinden de anlaşılacağı üzere Ehmedê Xanî gibi, toplumsal meseleleri şiirlerinde konu edinip Mem û Zîn gibi ölümsüz eserler yazmayı arzuladığı görülür. Bunu gerçekleştirmenin yolu olarak güncel “propaganda” şiirleri yerine gelenek içinde şekillenen şiirleri tercih etmesi önemlidir. Aynı zamanda bir pêşmerge olan, “zorluklar çeken”, sürgünler yaşayan ve -yine Hejar’ın anılarından anladığımız kadarıyla- maddi sıkıntılar da yaşayan Hêmin Mehabadî, şiirlerinde doğrudan günlük meseleleri anlatmak yerine bunları şâir duyarlığı (kendi ifadesiyle “şâirane” bir eda) ile işlemeyi tercih etmesinde sanat ve edebiyat dilini inşa etme kaygısının olduğunu söylemek mümkünüdür.

Hêmin Mehabadî’nin şiiri ve sanat anlayışı ile ilgili şimdiye kadar söylediklerimiz için kuşkusuz en iyi örneklerden biri “Nalley Cudayî”dir. Şâirin aynı zamanda en çok bilinen bu eserinde hem geleneğin izleri, hem de Ehmedê Xanî ile ortak bir düzlemde, Mevlânâ’nın etkisinin görülmesi “Nalley Cudayî”yi incelemeye değer kılar. Bu şiir, “şâirane” bir duyarlıkla, geleneği yeniden üreten ve şekil olarak klasik mesnevi üslubuna sahip olmakla beraber çerçevesini genişletip toplumsal eleştiri bağlamında okunabilecek bir metne dönüşmüştür. Çünkü Mevlânâ’nın Mesnevi’sinin ilk on sekiz beytinde ney metaforu ile anlatmak istediği ve -Hêmin’in “idolümdür” dediği- Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn’in son bölümünde kalem metaforuyla anlatmak istediği vahdet-i vücudçu tasavvufî-ontolojik yaklaşım, “Nalley Cudayî”nin form ve fonunda bir “etkilenme” olarak işlenmiştir. Fakat diğer iki klasik şiirin aksine, “Nalley Cudayî”de metnin öznesi olarak bizzat anlatıcının “kendisi”nin olması, Hêmin’in klasik şiirin formundan yararlanıp onu modern bir kalıpta yeniden ürettiğini göstermesi bakımından önemlidir. Zaten şâir/anlatıcı bu özne olma durumunu ilk beyitlerden itibaren okuyucuya hissettirir:

Ey sâkî! Dön, döne döne dön[*]

Yüzün çevir bana kadehle dön

Meyhanenin az olur benim gibi müşterisi

Çoğunun yoktur gamı kederi, yerindedir neşesi

Klasik edebiyatın oluşturduğu çerçevede, kendi seslerinin çok az işitildiği durumlarda bile şâirler kendilerini soyutlayarak şiirin öznesi olmaktan çıkarlar. Mevlânâ Mesnevi’sinde ney; Ehmedê Xanî de Mem û Zîn’inde kamış/kalem metaforuyla aslında elest bezmi ve insanın asıl vatanından “gurbet dünya”sına düşmeyi imlemekte ve bu ayrılıktan inleyip “sazlıktaki dostların”dan koparılmaktan duydukları şikayeti dile getirirler. Yani her iki şâir de ilahî aşk bağlamında bir vuslatı imleyerek “kesret”in bitip asıl kavuşma yerine dönüp dostlarla olmayı arzuladıklarını ifade ederler. Hêmin Mehabadî ise “Nalley Cudayî”de klasik şiirin “etki”si ve onun formundan yararlanarak bir taraftan poetikası ile tutarlı bir duruş sergilerken, diğer taraftan da klasik edebiyattaki durumun aksine şiirin merkezine kendisini yerleştirir. Bunu da kendisi dışında kalan “zengin”, “gamsız”, “dert ve hasret çekmeyen”, “zorba”, “zalim”, “evsiz-barksız kalıp sokakta uyumamış” ve “elleri sevgilisinin bedeninde dolaşan keyif ehli” kimseler ile bir karşılaştırma yaparak gösterir. Çünkü Mevlânâ ve Xanî gibi Hêmin Mehabadî de şiirinde sâkî ile diyaloga girer, derdinden, “ayrılık” acısından şikayet eder, fakat “Nalley Cudayî”deki şikayet daha sonraki beyitlerde de görüleceği gibi doğrudan şâirin duyguları ile alakalıdır.

Mevlânâ ve Xanî’nin de şiir yazdığı klasik edebiyat dairesi içinde sâkî ya Allah’ı imler ya da şâirin sevgili gibi tasvir ettiği, âşıkların kendisine muhtaç oldukları bir özne olarak tasvir edilir, ancak Hêmin’in şiirindeki sâki yeryüzü meyhanesinde herkese şarap sunan kişidir. Bu durum karşısında yukarıda özellikleri yazılan ve şâir tarafından “öteki”leştirilen kişilere de şarap sunan sâkî, “Nalley Cudayî”de kendisine biçilen rol gereği şiirin her bir bölümünde farklı bir şekilde hareket edip “döner” ve gittikçe de şâirden uzaklaşır. Bu da şâiri sâkî karşısında hiddetlendirirken, klasik anlamdaki sâkînin konumu da tersine “dönmüş” olur. Çünkü şâire göre özelliklerini saydığı, yani kendisi dışında kalan insanların şarap içmemesi hatta meyhanede boşuna yer işgal etmemesi gerekirken, sâki kendilerine şarap haram olan bu “gamsız ve dertsiz” kimselere şarap sunarak haram bir eylemde bulunmuştur. Sâkinin artık şâire bakmayıp gamsız kedersiz insanlara şarap sunmasını da onun zengin ve zorba kişiler karşısında boynunu bükmesi sebebine bağlar:

Mey haramdır taş kalpli ve gamsız kimselere

Gamsız sarhoşlar hiç yanar mı dertli kimselere

Bu acı şarap gama kedere dermândır

Lakin derdi az olanlara da haramdır

Dertsizler için değildir bu al kırmızı şarap

Yine de haram olsun yüzü sararıp solmayana

Ey sâkî! Hadi dön hadi dön bana

Gitme zengin yanına yüzün çevir bana

Demir at buraya gitme öteye

Getir bana getir bana o dolu kadehi

Mey, evi viraneye dönen bana helaldir

Perişan ve derbeder olan bana helaldir

Ey sâkî! Nereye gidiyorsun sen, nereye?

Yoksa o zorbalar karşısında sen de mi boynunu büktün?

Yoksa sen de mi onların oyunlarına kandın?

Senin de mi gözünü döndürdü o gümüş ve altın?

Hêmin Mehabadî, “Nalley Cudayî”nin daha sonraki bölümlerinde artık kendi inleyişlerinin, sabahlara dek süren uykusuzluklarının, bu feryadının estetik boyutlarını, şiirinin neden Kürtlerin feryadı olduğunu ve şarap içmesinin asıl sebebini anlatmaya başlar. Anlatıcıya/şâire ait duyguların aktarıldığı bu kısımlarda şâir kendini hem acı çeken Mem ve Siyabend gibi Kürt edebiyatının âşık karakterleri ile özdeşleştirir hem de Mevlânâ’nın şiirini direkt alıntılayarak onunla duygu ortaklığı kurar. Burada dikkat çeken durum da şâirin bu “naif” özdeşleştirme ile “Nalley Cudayî”nin ilk kısımlarında kendisi dışındakileri “öteki”leştiren üslubu arasında “sanat-altın” ve “sanatçı-zengin” gibi ikili karşıtlıklar üzerinden hafif bir geçiş yapmasıdır:

Sen de sanatı değişiyor musun mücevhere?

Ne zaman mücevher insanı mutlu kıldı?

Unutma altın başa beladır, zengin de vefasız

Ölümsüz olan sanattır, sanatkâr da mert ve diri

Denildiği gibi “Dünya malı elinin kiridir”

Malperestler güvenilmez, sözünde durmaz

Estetiğin ölçüsünü ne bilsin malperest?

Zevk ve duygu sahipleri bilir ancak estetiği

Hayır yüz çevirme, gitme ey güzel böyle gitme!

Sen aldanma onların gümüş ve altınına!

Hêmin_1979

Sonuç olarak şâir, “Nalley Cudayî”ye sâki ile diyaloga girerek başlasa da “ney” ile “ayrılık acısı” ve “mey” ile “sâki” arasındaki ilişki mesnevilerde görülen klasik bağlamdan uzaklaştırarak şiirinin estetik/toplumsal bir kaygı taşıdığını ispat etmek istemektedir. Bu sebeple, hem bir birey olarak şahsi acılarını, arzularını; hem de Kürtlerin tamamlanmamış hayallerini, talihsizliklerini toplumsal duyarlılığıyla şiirinde anlatmayı sürdürür. Şâir bütün bu olumsuzluklar içinde yaşar ve şiirini bitirmeye çalışırken şiir yazmanın ve şarap içmenin “mecburiyet”ini vurgular. Bunu da yine sâkiyle diyalojik bir söyleme girerek dile getirir.

Aşağıda çevirisini yaptığımız şiirin devam eden beyitlerinden de anlaşılacağı gibi, Hêmin Mehabadî “Nalley Cudayî”de hem metinleraraslıktan hem de form ve şâiranelik bakımından gelenekten yararlanmıştır. Bu da şâirin şiirini yoğun bir metne dönüştürmekle kalmamış, sanat kaygısı ile beraber toplumsal duyarlığını estetik bir bağlam içinde sunmasına imkân sağlamıştır:

Gel hadi gel yaklaş artık bana

Şarap ver bana şarap ver ki diyeyim:

“Sarhoşluk sarhoşuyum ey sâki, tut elimden!

Elden ayaktan düşmeden tut elimden”

Tâ ki sarhoş olup alçak bir sesle

Sana okuyayım Mevlânâ’nın o yüce şiirini:

“Dinle neyden ki hikâyet etmede

Ayrılıklardan şikâyet etmede”

….

İnleyişlerim ney sesine karışmış

Şikâyetlerim neysiz dile gelmemiş

Bırak beni içimdeki ateşleri diyeyim

Bırak beni kanlı gözyaşlarımı akıtayım

Feryadım insanlığın feryadıdır

Özgürlük çağrısı ve eşitlik çağrısıdır

Feryadım talihten paylarını almamış

Ve inkar edilen Kürtlerin yasıdır??

Tâ ki bağımda gonca gülü açılsın şiirin

Tâ ki ufkunu daha genişleteyim şiirin

Bir parçacık ettir yüreğim, diken değil

İnleyişlerim için geçtir, erken değil

Ayrılık derdi ayrılık derdi öldürdü beni

Ayıklık derdi sabır derdi öldürdü beni

* * *

 

[*] Bu makalede geçen “Nalley Cudayî”nin beyitleri tarafımızdan Soranî’den çevrilmiştir.

Kaynakça

Ebdurrehman, Şerefkendî (Hejar). (1393). Çiştî Mecyûr. Tehran: Pexşangahî Ana.

Mukriyanî, Hêmin. (2708). Dîwanî Hêmin. Silêmanî: Pexşangahî Azadî.

Temo, Selim. (2007). Kürt Şiiri Antolojisi. İstanbul: Agora Yayınları.

Uzun, Mehmed. (2008). Kürt Edebiyatı Antolojisi. İstanbul: İthaki Yayınları.


not: bu yazı yokuş yol’a dergisi‘nin mayıs 2014 tarihli ikinci sayısında yayınlanmıştır.

admin hakkında

Ayhan Geverî: Navê wî yê resmî Ayhan Tek e û di sala 1980ê de li Geverê hatiye dinyayê. Di sala 2003yê de ji beşa ziman û edebiyata Tirkî ya Zanîngeha Stenbolê mezûn bû. Li Zanîngeha Wanê jî di eynî beşê de lîsansa xwe ya bilind temam kir û niha jî di Zanîngeha Bilkentê de doktorayê diket. Di sala 2011ê de jî li Zanîngeha Mûş Alparslanê di beşa ziman û edebiyata Kurdî de dest bi mamostetiyê kir. Nivîsên wî di gelek kovarên Kurdî û Tirkî de belav dibin û bi navê Leyl-name (2006) ve Antolojiya Çîrokên Nûbiharê (2008) du berhemên wî çap bûne û li ser “Jiyan û Berhemên Evdirrehîm Rehmî Hekkarî” jî xebatek wî heye ku hê temam nebûye.
Bu yazı Türkçe kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>