Kürt ve Türk Edebiyatlarının Ortak Havuzu

Melayê Cizîrî’nin, yani “söz ülkesinin padişahı” olan bir şairin beslendiği, Mem û Zîngibi aşkın Kürtçede ölümsüzleşip Ehmedê Xanî’nin kaleminde can bulduğu, Doğu’nun uzak ve hikmetli coğrafyasından mesneviler, divânlar, kaside ve gazellerle inşa edilmiş bir “sühan (söz) ülkesi” olan Klasik Kürt edebiyatı Türkçe okur tarafından ne kadar bilinmekte?

Kürt edebiyatıyla Türk edebiyatının aktığı mecralar aynı mıdır? Her iki edebiyatın ortak kodları, izlek ve temaları anlaşılmadan, her iki kültüre ait eserlerin satır aralarında ayrışan noktalar bilinmeden bu halkların macerası ve toplumsal hafızasına dair konuşulabilir mi? Madem edebî metinler bu sorulara cevap veriyor, bunları anlamadan, bilmeden bu coğrafyanın hangi biliminden, hangi sosyoloji ve entelektüel çabasından söz edeceğiz?

***

Halil İnalcık, klasik Türk edebiyatı üzerine yazdığı önemli makalesinde -ve Şair ve Patron isimli kitabında- bu edebiyatın menşei olarak şarap, kadın ve işret meclisi tasvirlerinin edebi tezahürü olan “İranî geleneği” gösterir (İnalcık 2007: 233-94). Birçok edebiyat araştırmacısına göre, İnalcık’ın “âdâb” olarak da nitelendirdiği bu İrani gelenek, önce çeviri yolu ile taklit/adaptasyon daha sonra da onu (İran edebiyatını: Molla Câmî, Firdevsî, Nizâmî, ve Keykâvûs) aşma gibi birbirini takip eden iki ayrı dönemde Klasik Türk edebiyatı ana mecrasına oturmuştur.

Diğer taraftan şair ve sultanlar arasındaki münasebeti anlamak bir yana, klasik Türk edebiyat tarihini meydana getiren belirleyici etkenleri (edebi eserlerin içerik, biçim ve mesajının değişimi gibi) görmek açısından da gazel/kaside ve mesnevi ayrımını yapmak, kuramsal arkaplanın zorunlu kıldığı bir yöntemdir. Zira Klasik Türk edebiyatının gelişim gösterdiği yüzyıllara baktığımızda XV. yüzyıla kadar neredeyse gazel ve kaside tarzında edebî örneklerin verilmediği görülür. Ahmet Kartal’a göre bunun başlıca sebebi gazel ve kaside gibi tarzların oluşması için hükümdar ve saray çevresi ile onları takdir edecek okumuş ve yetişmiş saray mensuplarının olmamasıdır (482-3). Kaside türüne nazaran beylikler döneminden itibaren Fars edebiyatının önemli şairlerinden mesneviler çevrilmeye başlanmış, “rûmiyâne câme” giydirilerek bu eserler Türkçeye tercüme/adapte edilmiştir. Dolayısıyla mesnevinin gelişimi kasideye göre daha erken başlamıştır. Bunun da elbette birçok sebebi olmakla beraber başat olanı, kasideye nispeten mesnevilerin daha anlaşılır bir dil ve üsluba sahip olması ve “âdâb”ın Türkçeye geçişinin ancak mesnevi ile sağlanması…

İranî gelenek bağlamında Klasik Kürt ve Türk edebiyatlarına baktığımızda en büyük farkın iki edebiyatın gelişim sürecinde birinin kaside ve diğerinin de mesnevi ile başlamış olmasıdır. Çünkü yukarıda çerçevesini çizdiğimiz üzere klasik Türk edebiyatı kasideyi/gazeli çok geç geliştirmişken; Kürt edebiyatı da aynı derecede mesneviyi geç geliştirmiştir. Türklerde mesnevinin öncelik kazanmasının sebebi “İranî gelenek”ten uzak olmak ve bunun mesnevi yolu ile anlaşılması iken; Kürtlerde kasidenin öncelik kazanması Kürtlerin “gelenek” içinde olmaları ile açıklanabilir. Yine Kürtçe ilk mesnevinin (1694 – Mem û Zîn) geç yazılmış olmasını da İnalcık’ın geliştirdiği “patronaj” teorisine yani şairlerin eserlerini sunacakları bir devlet/yönetim otoritelerinin olmamasına bağlanabilir. Çünkü Kürtçedeki ilk tahkiyeli mesnevi olan Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn’i 17. yüzyılın sonunda yazılırken Kürtçe’nin edebi-estetik yönü itibariyle zirve metni sayılan Melayê Cizîrî (öl. 1640?)’nin Dîwan’ının daha önce yazılmış olması da bu kanaati güçlendirir.

Klasik Kürt ve Türk edebiyatlarının gelişim süreçleri bu çerçevede farklılık arzetmekle beraber, ortak bir -dinî/tasavvufî- gelenekten beslendiği için içerik ve tarz açısından paralel birçok metnin mevcut olduğu, metinlerin birbirinden etkilendiği de görülür… Tabii ki bu benzerlik ya da yakınlık için öncelikle klasik Kürt edebiyatını tanımak gerekmektedir.

* * *

Klasik Kürt edebiyatı, tasavvufî ekoller yoluyla ve müfredatında dinî/tasavvufî ilimlerle birlikte felsefe, mantık ve belağat gibi birçok ilim dalının yer aldığı Kürt medreseleri bünyesinde doğup gelişim göstermiştir. Genellikle iyi derecede medrese eğitimi almış Kürt şair ve edebiyatçıları bir yandan ilmî eserler yazarken bir yandan da ilahî aşk ve tasavvuf temaları çerçevesinde divan, mesnevi, gazeller ve kasideler yazmışlardır. İlk dönem isimleri arasında kuşkusuz Baba Tahirê Hemedanî (Türkçesi: Baba Tahir-i Üryan) (935-1011) ve hayatı hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığımız ‘Elî Herîrî’yi (1010-1070) saymak gerekir.

Baba Tahirê Uryan ve ‘Elî Herîrî gibi bu dönemde yaşadığı sanılan birçok şairin ismi anılıyorsa da edebiyat tarihi kaynaklarında bunlarla ilgili bilgiler tatmin edici düzeyde değildir. Bu sebeple başlangıçtan 16. yüzyıla kadar olan döneme ait Kürt edebiyat tarihinin yeterli derecede araştırılması gerekmektedir. Kaldı ki bu dönem içinde andığımız en önemli şairleren ‘Elî Herîrî hakkında bile doyurucu bilgiler mevcut değildir.

Kürtlerlerin klasik edebiyatlarının zirve dönemini kuşkusuz Melayê Cizîrî (1567?-1640)’nin Dîwan’ını esas alarak tespit etmek gerekmektedir. Zira Melayê Cizîrî’nin yaşadığı dönemin, edebiyat yaratacılığın ve estetik zevkin kemale ermiş olması bir yana, Cizîrî Dîwanı’nın Kürt edebiyatının zirve metni olması da bu tespiti desteklemektedir. Gerek özgün imajlarla ördüğü şiir dünyası bakımından, gerekse de şiirlerinin içerik, şekil ve ahenk unsurları bakımından kusursuz bir nazm meydana getirdiği için, Melayê Cizîrî Kürt edebiyatının “Kaf dağı” olarak nitelendirilmiştir.

Dîwan’ında kendisini hem “aşk’ın pîri” hem de “şiirin mîri” olarak nitelendiren şair, artık kendi Dîwan’ından sonra edebiyat ve şiir meraklılarının Hafız-ı Şîrazî’yi okumalarına gerek kalmadığını belirterek kendisini şöyle tanıtır: “Sühan ülkesinin sultanıyım, cihangirim şiirde/ Bayrak ve sancaklarım durur âşıklar kervanı önünde.”

Dîwan’ında ilahi aşk, vahdet-i vücud gibi temaları yoğun bir dille ile işleyen Melayê Cizîrî’nin şiirini anlamak ciddi bir birikim gerektirdiği gibi, girift tasavvufî remizlerle ördüğü anlam vadilerinden geçmek gerekmektedir.

Cizîrî ile aynı dönemde yaşamış, kullandığı sade ve anlaşılır dili ile beraber alegorik hikaye ve manzumeleriyle klasik Kürt edebiyatında ön plana çıkan diğer bir şair de Feqiyê Teyran (1560-1640)’dır. Tasavvufî-irfani şiirlerinin yer aldığı Dîwan’ında “Şêxê Sen‘an”, “Şerê Dimdimê”, “Bersîsê Abid” gibi manzumeleri ile daha çok İran edebiyatındaki Feriduddin-i Attar’ı anımsatan şair, mahlasını da yine aynı İranlı şairin “Simurg” hikayesinden esinlemiştir. Zira “feqiyê teyran” Kürtçede “kuşların öğrencisi” anlamına gelip, Attar’ın mezkur hikayesine dayandığı sanılmaktadır. Türk edebiyatında da Yunus’u çağrıştıran Feqiye Teyran’ın “Ey av û av” (ey su, ey su) şiiri Yunus’un “ey su kandan gelürsin” şiiri ile aynı temalar üzerine kurulmuştur.

Kürtçe yazılan klasik metinler içinde en fazla ses getiren ve etkisi son zamanlara kadar da devam eden eser kuşkusuz Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn’idir. Kürtçedeki ilk tahkiyeli mesnevinin müellifi olarak bilinen Ehmedê Xanî (1650-1707) yazdığı metinlerle çığır açmış bir şairdir. Eseri Mem û Zîn’de özgün bir üslûp kullanmış olup İran ve Osmanlı mesnevi geleneğinden etkilenmeyip, tamamen Kürtlere ait bir destan olan “Memê Alan”dan hareketle bir aşk mesnevisi yazmıştır. Eser gerek içerik gerekse de şekil özellikleri bakımından taklit ve tanzir geleneğine uzak olup, Ehmedê Xanî’nin eserin “sebeb-i telif” kısmında dile getirdiklerinden ötürü de şöhret bulmuştur. Kürtlerin bir padişahının olmaması ve dolayısıyla da şairlerin eserlerini sunup takdim edecekleri resmi/idarî bir makamlarının olmamasını felek’in kötü bir işi olarak görüp şikayet eden Xanî’nin bu bölümdeki sözleri üzerinde çok fazla durulmaktadır.

Mem û Zîn’de ikili aşık tipinin hikayelerinin aksine, bu dünyada vuslata eren iki tip (Tajdîn ve Sitî) ile bu dünyada birbirine ulaşamayan ve vuslatları diğer dünyaya kalan iki tipin (Mem ve Zîn) aşkları işlenmektedir. Bu yönüyle diğer aşk mesnevilerinden ayrılan Mem û Zîn, kurgusu ve hikayenin geçtiği zaman ve mekan bakımından da özgün bir metindir. Zira olay Cizre Beyi Zeyneddin’in kızkardeşi ve çevresindekiler üzerinden anlatılır. Bu da metnin özgünlük dışında, mahalli özelliği açısından da önemli bir yönüne işaret etmektedir.

Klasik Kürt edebiyatının bir diğer güçlü şairi de Melayê Bateyî (1670?-1750?)’dir. Kürt lirik şiirin en iyi temsilcisi olarak bilinen Bateyî’nin Mewlûd’ü çok meşhur olup, aynı zamanda Kürtçede en çok okunan metin özelliği de taşımaktadır. Mewlûd’ü dışında Hz. Muhammed için yazdığı naatlarla da tanınan Bateyî’nin yoğun ve lirik şiirleri üslûp bakımından klasik Kürt edebiyatında benzersizdir.

Bir diğer klasik Kürt şairi de, yazdığı Yûsuf û Zuleyxa mesnevisi ile tanınan Selîmîyê Hîzanî’dir. Hayatı hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığımız Selîmîyê Hîzanî 18. yüzyılda yaşamıştır. Eseri Yûsuf û Zuleyxa’yı 1759 yılında yazıp dönemin Hîzan Mîri’ne takdim eden şairin başka eserlerinin olup olmadığı bilinmemektedir.

Kürt mirleri içinde şiire merak salmış birçok isimden bahsedilse de yazdığı Dîwan’ı ile Melayê Cizîrî’nin yolunda yeni mazmun ve imgeler üreten en önemli mir-şair Pertew Begê Hekkarî’dir. 1756 yılında doğduğu sanılan Pertew Beg aynı zamanda Hakkari mirlerinden olup klasik Kürt şiirinde de hünerli ve şöhretli bir şair olarak anılır.

Yazdıkları mesnevilerle klasik Kürt edebiyatının önemli isimleri arasında yer alan Siwadî Leyla û Mecnûn’u, Siyahpoş Seyful Mulûk û Melke Xatun’u ve Şêx Mihemed Can da yine Leyla û Mecnûn’u ile tanınmaktadır.

Hecî Qadirê Koyî, Mehwî, Şêx Esed Erbilî, Kurdî, Mewlewî, Salim, Pîremêrd, Nalî ve Mestûre Kurdistanî/Erdelanî de Kürtçenin Soranî lehçesinde eserlerler vermiş ve divanları ile tanınan önemli şairlerdir. Yine Soranî edebiyatın önemli isimlerinden Şêx Riza Telebanî de özellikle hiciv ve yergileri ile ismini duyurmuş, daha sonra gelen şairiler için hiciv ve toplumsal eleştiri konusunda öncü olmuştur.

Klasik Kürt edebiyatının bu şairleri dışında Şêx Şemseddînê Exlatî, Xanayê Qubadî, Muradxan Beyazidî, Mela Xelîlê Sêrtî, Mewlana Xalid, Widaî, Şêx Nûreddînê Birifkanî, Şêx Evdirrehmanê Axtepî, Mela Ehmedê Xasî, Xelîfe Yûsuf, Evdirrehîm Rehmî Hekkarî ve Mela Ehmedê Nalbend gibi şairler de anılmayı hakkedecek önemli isimlerdir.

Sonuç olarak üzerinde çok fazla akademik çalışmanın yapılmadığı, yapılan çalışmaların da kapsayıcı olmaktan uzak olduğu klasik Kürt edebiyatı hakkında derli toplu bir araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çerçevede özellikle elde bulunan elyazma metinler ışığında oluşturulan/yazılan klasik Kürt edebiyatı tarihlerine bilimsel anlamda yönelip bu anlamda yeni okumalar geliştirmek gerekmektedir. Bu bağlamda zengin bir malzeme ve müktesebata sahip olan klasik Kürt edebiyatının dünya edebiyatı içindeki yeri daha iyi anlaşılmış olacaktır.

Kaynakça:

İnalcık, Halil. (2007). “Klasik Edebiyat Menşei: İranî Gelenek, Saray İşret Meclisleri ve Musâhib Şâirler”. Türk Edebiyatı Tarihi. (cilt 1). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. s. 233-294.

Kartal, Ahmet. (2007). “Anadolu’da Türk Edebiyatının Gelişimi”. Türk Edebiyatı Tarihi. (cilt 1). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. s. 481-538.

Tek, Ayhan. (2012) “Molla Ahmed-i Cezîrî ve Divanı”. Divan. (çev: Osman Tunç). s. 7-9. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.

* * *

Geverî, Ayhan. (2013). “Kürt ve Türk Edebiyatlarının Ortak Havuzu” Derin Tarih. sayı:17. s. 40-43.

admin hakkında

Ayhan Geverî: Navê wî yê resmî Ayhan Tek e û di sala 1980ê de li Geverê hatiye dinyayê. Di sala 2003yê de ji beşa ziman û edebiyata Tirkî ya Zanîngeha Stenbolê mezûn bû. Li Zanîngeha Wanê jî di eynî beşê de lîsansa xwe ya bilind temam kir û niha jî di Zanîngeha Bilkentê de doktorayê diket. Di sala 2011ê de jî li Zanîngeha Mûş Alparslanê di beşa ziman û edebiyata Kurdî de dest bi mamostetiyê kir. Nivîsên wî di gelek kovarên Kurdî û Tirkî de belav dibin û bi navê Leyl-name (2006) ve Antolojiya Çîrokên Nûbiharê (2008) du berhemên wî çap bûne û li ser “Jiyan û Berhemên Evdirrehîm Rehmî Hekkarî” jî xebatek wî heye ku hê temam nebûye.
Bu yazı Türkçe kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>